Dün Aylin’i rüyamda gördüm. Birlikte parlament gökyüzündeki yıldızlardan notaları piyanoyla çalıyor ve gülümsüyorduk. Belki de bu rüyayı görmem benim dişi gücümüze dönüş eğitiminden aldıklarımın bir yansıması ve özetiydi sanki… Yorulmuş ve katılaşmıştık, gülemiyorduk, ağlayamıyorduk. Günlük hayatta bize yüklenen görevler belimizi bükmüştü ve bizi diğer insanlara katlanamayan, onlara şefkat gösteremeyen ve anlayışsız yığınlar haline getirmişti. Yarı ölüydük, ağırlaşmış, makinalaşmıştk. Ama yine insan olmaya, dişi olmaya dair olan o içimizdeki minicik mum ışığı dönmemişti. Bu ışık bizleri birbirimize getirdi. Çembere dahil olma lütfunu yaşattı.

Birbirini hiç tanımayan insanları birleştirdi, kucakladık birbirimizi ve şefkat duyduk. Günlük hayatta binbir önyargıyla dolu halde olduğumuzda belki yanından umursamadan geçip gideceğimiz insanlara sarıldık, onlarla ağladık, onlarla gülüp dans ettik. O geçirdiğim dile kolay gelen minnacık iki gün kalbimin tozunu aldı adeta. Daha bir sevdim insanları, daha bir kadın olduğumu hissettim; utanmadan, sıkılmadan kadın olmak… İçimizdeki dişi ve erkeği dengeleyip insanlık yolunda yürüyebilmek. İnsanları koşullardan ve sebeplerden bağımsız sevmek ve yolda kalana el uzatmak, kolkola yürümek. O iki günün etkisi içimde gitgide büyüyor ve sonsuz minnet duyuyorum bizi bir araya getirenlere. Teşekkürler.

S.A